İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.083.426 ▲ %0,31
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Gündem

Adaletin cinsiyeti var mı?

Yoksulluk, gericilik ve eşitsizlik kıskacındaki kız çocukları, yaşam, eğitim ve güvenlik haklarından koparılıyor. Çocuklar adeta istismar ve ağır sömürüye terk ediliyor.

Mevsimlik tarım işçisi olarak gittikleri Sivas'taki Burhan Köyü'nde çamaşır yıkamak için girdikleri Kızılırmak'ta akıntıya kapılıp yaşamını yitiren 13 yaşındaki Zerda Şahin ve 15 yaşındaki Gülseren Şahin kardeşler…

İstanbul Başakşehir'deki Kayaşehir Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu'nda meydana gelen bıçaklı saldırıda yaşamını yitiren 10 yaşındaki Eslem Sare Bulut…

Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler'in kızı Hifa İkra'yı üç yaşındayken istismar etmesine karşı adalet mücadelesi verirken ölü bulunan Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı İkra…

Okula yollanmayan ve zorla evlendirilen binlerce çocuk…

Bunlar yalnızca bu sene yaşanan olaylardan birkaçı... Kız çocuklarının güvenli yaşam başta olmak üzere eğitimden sağlığa birçok alanda en temel haklarından mahrum bırakılıyor.

Bugün 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü. Yoksulluk, gerici politikalar ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kız çocuklarının yaşamını daha doğmadan kuşatıyor. Paylaşılan istatistikler, kız çocuklarının eğitimden sağlığa, güvenlikten temel haklara kadar pek çok alanda oğlan çocuklarının gerisinde bırakıldığını ortaya koyarken, Türkiye'de tablo her geçen gün daha da ağırlaşıyor.

AKP-MHP blokunun politikalarıyla güç kazanan gerici anlayış, kız çocuklarının yaşamları, bedenleri ve gelecekleri üzerindeki baskıyı derinleştiriyor. Meclis'teki gerici söylem ve girişimler, çocuk haklarını koruması gereken kurumların sorumluluğunu daha da tartışmalı hale getiriyor. Çocukların istismar, şiddet, yoksulluk ve eğitimden koparılma riskiyle karşı karşıya kaldığı bir ortamda, güvenlik açıkları da giderek büyüyor.

'İKİNCİL HALE GETİRMEK İSTİYORLAR'

Çocuk hakları savunucuları, kız çocuklarının eşit, özgür ve güvenli bir yaşam hakkının güvence altına alınması için acil adım atılması çağrısında bulunuyor. Eğitimci Yazar Nejla Doğan "Bugün Türkiye'de toplumsal cinsiyet rejiminin dinselleşme ve otoriterleşme ekseninde şekillendirildiği çok açık. Eğitim, hukuk, sosyal politika gibi alanlardaki dönüşüm doğrudan kadın haklarını hedef alırken, Diyanet'in, tarikat ve cemaatlerin müdahaleleri de bu dönüşümü tamamlar biçimde giderek güçleniyor. Dolayısıyla İslamcı ittifak kadının kimliğini, bedenini, emeğini denetlemek için bir yandan hukuki düzenlemeleri hayata geçiriyor bir yandan da gündelik yaşama sirayet eden söylem ve pratikler üretiyor. Örneğin Aile Akademisi Derneği, Büyük Aile Platformu, Maarif Platformu gibi çeşitli gerici dernek ve platformlar hazırladıkları manipülatif raporlarla karma eğitimi, zorunlu eğitimi, Medeni Kanun'u, eşit miras hakkını, nafaka hakkını, evlilik yaşını ve kadınlar lehine olan daha pek çok kazanımı hedef alıyor ve siyasi iktidarın kadın düşmanı politikalarına toplumsal taban ve meşruiyet zemini yaratmaya çalışıyor. Doğrudan kadın-erkek eşitliğine saldıran bu ideolojik hat, ilk olarak kadının eşit ve özgür yurttaş olma hakkını ortadan kaldırıp onu geleneksel rollerle sınırlamak; hem aile içinde hem kamusal alanda ikincil hale getirmek istiyor. İkincisi, kadın bedenini dinsel-geleneksel ahlakçılığın konusu haline getiriyor ve kadının giyim-kuşamdan doğum kontrolüne kadar kendi bedeni üzerindeki tasarruf hakkını yok etmeye çalışıyor. Üçüncüsü, kadının ev içi emeğini karşılıksız birincil görev olarak tanımlarken, istihdamdaki yerini ise düşük ücretli, esnek ve güvencesiz çalışma koşullarıyla sınırlandırıyor" dedi.

'OLAĞANLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR'

Nejla Doğan, şöyle devam etti:

"Elbette tüm bu politikalar kız çocuklarının yaşamını da hızla kuşatıyor. 4+4+4 Yasası sonrası tümüyle dinselleştirilen okullar, aynı zamanda Diyanet'in, tarikat ve cemaatlerin en fazla faaliyet yürüttüğü alanlar. Çeşitli protokollerle, ÇEDES vb. projelerle okulun içine kadar giren bu yapılar, kız ve erkek öğrencileri ayrıştırarak düzenledikleri etkinliklerde cinsiyet eşitsizliğini olağanlaştırmayı amaçlıyor; özellikle kız çocuklarına yönelik verdikleri seminerlerde erken evlilik, bakım emeğinin üstlenilmesi, kadının vazifeleri gibi konuları işliyor; itaat, fedakarlık, şükür, sabır, namus, fıtrat gibi kavramlar üzerine inşa edilmiş bir yaşam biçimini telkin ediyor. Toplumsal cinsiyet kalıplarının erken yaşlardan itibaren yeniden üretildiği bu eğitimler, İslami bir omurgaya ve "aile değerleri" söylemine yaslanan Maarif Müfredatını, ayrıca ders kitaplarındaki cinsiyetçi görselleri de tamamlıyor. Tabii ki karma eğitimin sürekli hedef haline getirilmesini de bu bağlam içinde düşünmemiz gerekiyor. Diğer yandan 4+4+4 sisteminin yarattığı kesintili eğitim modeli, kız çocuklarının örgün eğitimden koparılması için önemli bir zemin yaratıyor; okuldan alınan kız çocukları erken yaşta evlilik ya da medrese vb. yapılara gönderilme tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Kesintili eğitimin kız çocukları için yarattığı bir başka tehdit de özellikle yoksul ailelerden gelen çocukların kayıt dışı ucuz işgücü olarak çalışmaya ya da ev içi bakım hizmetlerine yönlendirilmesi. MESEM'ler ve açık lise uygulaması da kız çocuklarını erken yaşta işçileştirmekte; kendini koruyamayacak yaştaki çocukları işletmelerde istismara açık hale getirmektedir. Eğitim hayatı çok küçük yaşlarda sonlanan kız çocukları ise gelecekte de güvencesiz bir yaşama mahkum olmakta; ucuz ve yedek işgücü ordusunun bir parçası haline gelmektedir. Tüm bu dönüşüm, kız çocuklarının bedensel bütünlüğünü ve gelişimini de doğrudan hedef alıyor. Diyanet'in 'buluğ çağı' tanımlamaları ile tarikat ve cemaatlerin çocuk yaşta evliliği meşrulaştıran dinsel referansları hukuk dışı uygulamaların önünü açarken, faillerin korunmasını ve istismarın üzerinin örtülmesini sağlıyor. Bugün resmi veriler ve eğitim sendikalarının raporları, zorunlu eğitim çağında olup hiç okula kayıt yaptırmamış veya kaydı pasifleşmiş kız çocuğu sayısının 200 bin ile 300 bin civarında olduğunu; açık lise ve MESEM'lere geçen kız çocukları ile birlikte bu rakamın 1 milyona yaklaştığını göstermektedir. Bu veri elbette kız çocuklarının tercihini değil, onların kamusal alandaki varlığını daraltmaya, emeğini ucuzlatmaya çalışan siyasi iradenin tercihini yansıtmaktadır. Bunun karşısında öncelikli yapılması gereken de kız çocuklarının örgün, laik, kamusal eğitim hakkını tavizsiz biçimde savunmaktır. Çünkü kadını eşit ve özgür bir yurttaş olarak var eden ilk hak eğitimdir ve bu hakkı savunmak, aynı zamanda ülkenin aydınlık geleceğini de savunmaktır. "

***

SAĞLIKLI GIDAYA BİLE ERİŞEMİYORLAR

Türkiye'de günden güne derinleşen ekonomik kriz ve yoksulluk, en ağır bedeli çocuklara ve gençlere ödetiyor. Yapılan saha araştırmaları, gençlerin okullaşma oranlarının hızla düştüğünü, sosyalleşme alanlarının tamamen kısıtlandığını ve en temel hak olan sağlıklı beslenmeye dahi erişemediklerini gözler önüne seriyor. Yoksul hanelerin %90'ından fazlasında çocuklar okula aç gitmek zorunda kalırken, her 5 çocuktan biri maddi imkânsızlıklar yüzünden sosyal hayattan koparılıyor. TÜİK verilerine göre yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındaki çocuk oranı giderek yükseldi. Verilere göre 7 milyon 866 bin çocuk, yoksulluğun pençesine bırakıldı. Bu oran erkek çocuklarında yüzde 36, kız çocuklarında ise yüzde 37,8 oldu.

***

EĞİTİM SİSTEMİNİN DIŞINDA KALIYORLAR

Kırsal bölgelerde, taşrada ve sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı kentlerde yoksulluk, kız çocukları için tam bir "eğitimden kopuş" krizine dönüştü. Bu kriz karşısında iktidar ve Milli Eğitim Bakanlığı, kız çocuklarının okulda kalmasını sağlayacak takip mekanizmalarını kurmadı. Çocukların kamusal, ücretsiz, laik ve karma eğitim hakkı açıkça hedef alındı. Gerici söylem ve politikalar kız çocuklarının toplumsal yaşamdan ve eğitimden izole edilmesine adeta çanak tuttu. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve TÜİK verileri derin eşitsizliği şöyle gösterdi:

• Zorunlu eğitim çağında olmasına rağmen Türkiye'de yaklaşık 222 bin kız çocuğu hiçbir şekilde örgün eğitimin içinde yer almadı.

• TÜİK Ulusal Eğitim İstatistikleri 2025 verilerine göre, ülkedeki 30 ilde kız çocukları ortaokul mezunu bile olamadı. Kız çocuklarının eğitim süresinin en düşük olduğu il 6,3 yıl ile Ağrı olurken, en yüksek il ise 7,9 yıl ile Aksaray oldu. Ağrı ilini sırasıyla 6,4 yıl ile Urfa, 6,9 yıl ile Van ve Muş takip etti.

• Lise çağındaki kız çocuklarının net okullaşma oranı ülke genelinde düşerken, bölgesel eşitsizlik tavan yaptı. Okullaşma oranı kız çocuklarının yüzde 83,45 olarak kayıtlara geçti. Genel liselerde açık öğretime kayıtlı öğrenci sayısı 831 bin 985 oldu. Bu öğrencilerin 439 bin 439'u erkek, 392 bin 546'sı ise kız öğrencilerden oluştu. Meslek liselerinde de açık öğretime kayıtlı öğrenci sayısı 39 bin 208 olarak belirlenirken erkek öğrenci sayısı 23 bin 472, kız öğrenci sayısı ise 15 bin 736 oldu.

• Kırsal alanlarda köy okullarının kapatılması ve taşımalı eğitimdeki tasarruf tedbirleri, en çok kız çocuklarını vurdu. Ulaşım ve hijyen imkânlarının yetersizliği gerekçe gösterilerek, muhafazakâr ve ekonomik baskılarla eğitimden ilk çekilenler yine kız çocukları oldu. Taşımalı eğitimden yararlanan kız öğrenci sayısı 385 bin 945. Bir önceki yıla göre 35 bin 613 azaldı.

***

EN SAVUNMASIZ GRUPTALAR!

Çocuklar, oyun ve okul çağında sistematik istismar mekanizmaları gölgesinde 'evlilik' adı altında istismar ediliyor ve henüz kendileri çocukken ebeveyn olmaya zorlanıyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun (UNFPA) küresel verileri, dünyada her 5 çocuktan 1'inin zorla evlendirildiğini ve erken yaşta evlendirilen her 3 kadından 1'inin çocuk yaşta doğum yaptığını belgeliyor. UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) küresel verilerine göre de dünya genelinde her 2-3 saniyede bir (yılda yaklaşık 12 milyon) kız çocuğu 18 yaşından önce 'evlendiriliyor'. Türkiye'de ise resmi istatistikler ve hak savunucularının raporları vahim tabloyu gözler önüne seriyor:

• TÜİK evlenme verilerine göre, 2002'den bu yana Türkiye'de 800 bine yakın kız çocuğu 'evlendirildi'. Binlerce kız çocuğunun resmî nikâhla evlendirilmiş olması, sorunun kayıtlara geçen kısmının bile ne kadar ağır olduğunu gösterdi. Kayıtsız ya da 'dinî nikâhlı' birliktelikler ise verilere yansıtılmadı.

• Yoksullaşan hanelerde kız çocukları birer "bakım yükü" olarak görülüp okuldan çekildi. Verilere göre kız çocukları, erkek çocuklara kıyasla 15 kat daha fazla erken yaşta evliliğe ve ev içi ücretsiz emeğe zorlanarak eğitimden koparıldı.

• İHD verilerine ve TÜİK doğum istatistiklerine göre, Türkiye'de 2001'den bu yana 2 milyondan fazla çocuk doğum yaptı.

• Göç İdaresi Başkanlığı'nın verilerine göre, ülkede geçici koruma altındaki Suriyeli nüfusu 2,2 milyon seviyesine gerilemiş olsa da bu nüfusun yarıya yakınını çocuklar, 700 binden fazlasını ise kız çocukları oluşturdu. Savaş, yetersiz denetim ve derin yoksulluk cenderesindeki göçmen kız çocukları, eğitimden kopma, çocuk yaşta evlilik ve kayıt dışı istismar riskiyle en savunmasız grupta yer aldı.

***

SÖMÜRÜ CENDERESİNDELER

AKP'nin iktidara geldiği 2002'de iş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocuk sayısı resmî kayıtlarda tekil sayılarla ifade edilirken, bugün çocuk işçilik kitlesel bir can kayıpları rejimine dönüştü. Bugünün Türkiye'sinde en az 2 milyon çocuğun kayıt dışı, güvencesiz ve ağır koşullarda çalışmaya mecbur bırakıldığı öngörülüyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi'nin verilerine göre, son 13 yılda iş cinayetlerinde yaşamını yitiren 850'yi aşkın çocuğun en az 122'sini kız çocukları oluşturuyor. Resmi olmayan verilere göre ise kız çocukları özellikle mevsimlik tarım işçiliğinde, seralarda ve aile içi "ücretsiz aile işçisi" adı altında günde 12-14 saati bulan ağır sömürü koşullarına maruz bırakılıyor. Yetersiz barınma, hijyen yoksunluğu, tarlada aşırı sıcak altında çalışma ve güvensiz taşıma araçları (traktör/kamyonet kasa kazaları) kız çocuklarının canını almaya devam ediyor. Kız çocuklarının tarladaki ve tekstildeki kayıt dışı emeğinin yanı sıra, haftalık 21 saati aşan ev içi bakım/temizlik işleriyle de sömürüldüğünü gösteriyor. Çocuk yaşta eğitimden koparılan kız çocukları, görünmeyen ev içi emek ve erken evlilik baskısı arasında çifte sömürü cenderesine sıkıştırılıyor. 

***

VERİLER PAYLAŞILMIYOR

Ülkede çocuk koruma sistemindeki zafiyetler ve denetimsizlik, özellikle kız çocukları için hayati bir güvenlik krizine dönüştü. Her geçen yıl kaybolan, istismara uğrayan ve en temel yaşam hakkı elinden alınan çocukların sayısı ürkütücü boyutlara ulaştı. TÜİK verilerine göre, yalnızca 2016 ile 2018 yılları arasında en az 104 bin çocuğun kaybolduğu tespit edilmişti. 2016 yılından bu yana resmî makamlarca kayıp çocuklara ilişkin istatistiklerin açıklanmaması, gerçek tablonun üzerini örterken sahaya yansıyan raporlar kaybolan ve kayıttan düşen çocukların ağırlıklı olarak kız çocuklarından oluştuğunu açıkça gösterdi. 

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…