İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.114.599 ▲ %0,70
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Dünya

Almanya'da 'yılın romanı' ödülü 'Die Lücken'e: Kurbanlar, failler, unutulanlar ve 'kolektif suç' efekti

Haber Merkezi

Shida Bazyar, Alman tarihinin yüz kızartıcı geçmişinin Yahudi soykırımını konulaştırıp, yerleşik liberal düzene Hannah Arendt perspektifiyle bakmayıp, Nazizmin sınıf niteliğini sanatsal üretimine yediren İran kökenli bir yazar olsaydı bu ödüle layık görülebilir miydi? Burası pek muğlak…

Alman Yayıncılar Birliği'nin geleneksel 2026 "yılın romanı" ödülü Frankfurt'ta verildi. Bu yıl İran asıllı bir mülteci ailenin çocuğu olarak 1988'de Almanya'da dünyaya gelen Shida Bazyar'ın Boşluklar ("Die Lücken") adlı romanı ödüle layık görüldü.

Altı yazarın aday olarak gösterildiği Alman Yayıncılar Birliği Ödülü, 2005 yılından beri Frankfurt Kitap Fuarı bağlamında veriliyor. Sponsorluğunu Frankfurt Kitap Fuarı Limited Şirketi'ne bağlı Alman Yayıncılar ve Kitapçılar Birliği tarafından örgütlenen ödül, Deutsche Bank Vakfı ve Alman resmi radyo kanalı Deutschlandfunk tarafından finanse ediliyor.

Desteklemek, güç vermek için tüm okurlarımızı soL Haber'e abone olmaya davet ediyoruz.

ABONE OL

Shida Bazyar kimdir?

Alman ana akım medyasında "komünist görüşlerinden dolayı1987'de İran'dan kaçmak zorunda kalan ailesi ile Almanya'ya iltica eden Shida Bazyar" diye tanıtılan yazar, 1988'de Hermeskeil kasabasında dünyaya geliyor. Hildesheim'da Yaratıcı Yazarlık eğitimi aldıktan sonra üç esere imza atıyor.

Otobiyografik aile monologlarına da yer verilen Tahran'da Gecelere Sessizlik Hakimdir ("Nachts ist es leise in Teheran") ile 2016'da Ulla Hahn Ödülü'ne layık görülüyor. Bir dönem Alman Komünist Partisi üyeliği de bulunan Ulla Hahn, Alman sağında sevilmeyen bir yazar.

İkinci eserini Üç Yoldaş ("Drei Kamaradinnen") adıyla yayımlıyor. Üç kadının hikayesinin anlatıldığı roman, Almanya'nın normali haline gelmiş olan gündelik ırkçılığı konu ediniyor. Bu kitabı 2023 yılında Ernest Toller Ödülü'nü aldı. Üç Yoldaş, yönetmen Milena Aboyan tarafından beyaz perdeye uyarlandı ve Kasım ayında sinemalarda gösterime gireceği ilan edildi.

'Yılın romanı' ödülünü alan Boşluklar ('Die Lücken') ve meramı

Yazarın dünyaya geldiği kasabanın Alman yakın tarihinde özel bir yeri bulunuyor. Nazi Almanyası'nda bir tür örnek köy ("Gaumusterdorf") olarak tasarlanan Hermeskeil kasabası, toplama kamplarına gönderilen Yahudiler'in olmadığı bir yerleşke olarak sunuluyor. Daha doğrusu bu kasabaya ilişkin savaş sonrası anlatı bu yönde. Yazar, Heinz Ganz-Ohlig'in Hermeskeil'deki Yahudi nüfusu hakkındaki kitabını okumasının kendisini bu romanı yazmaya yönelttiğini not ediyor.

Shida Bazyar çocukluğu ve ilk gençlik yıllarının geçtiği bu kasabada genel anlatının dışında kimi bulgulara ulaşıyor ve bu izlek üzerinden yazmaya başlıyor.

Boşluklar, tipik bir yüzleşme romanı…

Kurbanlar, failler ve unutulanlar üzerine kaleme alınmış bir anlatı Boşluklar. Edebi anlatısı, kurgusu ile tam bir kolektif suç tezine dayanıyor. Neues Deuschland gazetesinden Bahareh Ebrahim'in kendisiyle yaptığı söyleşide1 şu ifadeleri meseleyi özetler gibidir:

Ben de kırsal bölgelerin masum olduğuna dair o yaygın kanıya kapılmıştım. Çünkü Nazilerden bahsederken hep sanki suçlular "başkalarıymış", yani büyük şehirlerden gelenlermiş gibi davranırız. Benim için Hermeskeil, Alman tarihiyle hiçbir ilgisi olmayan bir yerdi. Bu yüzden o kitap benim için iki açıdan ufuk açıcı oldu. Birincisi, Hermeskeil'in gerçek tarihini görmekti: Katledilen veya sürgün edilen Yahudilerin ve aynı zamanda faillerin hikâyesi."

Nazi barbarlığına "gönüllü olarak" destek veren kolektif suç durumunu ise şu sözlerle ifade ediyor Shida Bazyar:

Ancak bu romanla şunu göstermek istedim: Nasyonal Sosyalistler "ötekiler" ya da dışarıdan gelip bir köye sızan yabancılar değil; tam tersine, o dönemde bizatihi bizim de dönüşebileceğimiz türden sıradan insanlardı. Bunu tasvir etmek, ama aynı zamanda yaptıklarını meşrulaştırmamak istedim. Karakterlerimin çoğunun bu sistemi desteklemeye dair tek gerekçesi, bunu bizzat istemeleriydi. İrade sahibi yetişkinler olarak bu sistemi desteklemeyi ve kendi komşularına ihanet etmeyi kendileri seçiyorlardı."

Bütün kötülüklerin Führer'in başının altından çıktığını savunan "bireysel suç" ve şuursuz kitleler tezinin tersine toplumun tamamının hevesle iştirak ettiği "kolektif suç" tezi romanın temel tezi. Shida Bazyar politik bir yazar olmasa belki de söylenenler soyut kaçabilirdi. Ancak yazar, yaşadığı dönemin "zamanın ruhu"ndan etkilenerek yazdığı ve bu gerçeği açıkça dile getirdiği için bu edebi eserin siyasal bağlamına işaret etmemek eksik kalacaktı.

Romanda Naziler'in canavarlığı kadar Alman halkının bu canavarlığa ortak olması tematize edilirken, bir vurgu da kolektif hafıza kaybı iddiasına dayanıyor. Almanya'da yürürlükte olan egemen ideolojinin ülkenin Nazi geçmişine dair sorumlu ararken dillendirdiği, "kaçık bir Führer ve bir avuç zorba" tezine dayanıyor olması ne kadar saptırmaysa, liberal tarih anlatımını bu romanda da can bulmuş hali olan "kolektif suç" ögesi o kadar gerçeklikten yoksundur.

'Göçmen romancılığı' beklentisi aşılırken yerine gelen

Alman edebiyatında yazarın öz hikayesinden kaynaklı "göçmen romancılığı" beklentisi pek çok yeni üretimde olduğu gibi bu romanda da boşa çıkartılmışa benziyor. Almanya'da doğmuş yazar/sanatçıların üretiminde içinden geldikleri topluma ya da bu toplumun Almanya'daki öykülerinin edebi tarzda yeniden üretimine dair beklentiyi boşa çıkartan pek çok üretim var ve bu, doyum noktasına ulaşmış durumda.

Avusturya edebiyatından Almanya'ya sirayet eden "Anti-Heimat" romancılığı, yerini "içerden" okumalı bir yazarlık üretimine bırakıyor. Göç olgusu Almanya'da yeni bir merhaleye ulaşırken, Akif Pirinçci gibi AfD tarafgirliği ile Shida Bazyar sosyal demokrasisi muhipliği arasında sıkışmış durumda. 

90 yıl önce Almanya'da Yahudiler'e yapılan Nazi soykırım uygulamaları dile getirirken bugün İsrail'in Filistinliler'e uyguladığı faşist soykırım bir cümle ile dahi dile getirilmiyorsa burada bir sorun vardır. Bu durumda yalnızca antisemitizmden söz etmenin çağına tanıklık etmek isteyen yazarın dürüstlüğü ile kontrast içinde olduğunu saptamak kaçınılmaz olur. Shida Bazyar, Alman tarihinin yüz kızartıcı geçmişinin Yahudi soykırımını konulaştırıp, yerleşik liberal düzene Hannah Arendt perspektifiyle bakmayıp, Nazizmin sınıf niteliğini sanatsal üretimine yediren İran kökenli bir yazar olsaydı bu ödüle layık görülebilir miydi? Burası pek muğlak…

soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

Kaynak: Haber

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…