İçeriğe geç
  • Dolar 49,3957 ▲ %0,03
  • Euro 55,0965 ▼ %0,44
  • Sterlin 65,3475 ▼ %0,24
  • Gram Altın 6.517,71 ▼ %1,35
  • Çeyrek Altın 10.651,79 ▼ %1,27
  • Gümüş 91,96 ▼ %2,15
  • Bitcoin 4.092.048 ▼ %0,45
  • BIST 100 12.174,66 ▼ %0,62

STK

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu: "Bizim istediğimiz sürekli hasar tespiti yapan değil, hasarı önleyen bir devlettir"

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda fon piyasasına ilişkin iddialardan basın özgürlüğüne, okul güvenliğinden emekçilerin sorunlarına, tarımsal üretimden dış politikaya kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. SPK yönetiminin görevden alınmasını ve Meclis araştırma komisyonu kurulmasını isteyen Dervişoğlu, Me

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde düzenlenen partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. İktidarın ekonomi, hukuk, eğitim, tarım ve dış politika alanlarındaki uygulamalarını eleştiren Dervişoğlu, devlet yönetiminde denetim, planlama ve hesap verebilirlik ilkelerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.

"Gerçeklerden korkmak bir iktidar için sonun başlangıcıdır"

Konuşmasına basın özgürlüğü ve yargı uygulamalarına yönelik eleştirilerle başlayan Dervişoğlu, Halk TV'ye yönelik müdahale ve kayyum uygulamalarını gündeme taşıdı.

Dervişoğlu, "Gerçeklerden korkmak bir iktidar için sonun başlangıcıdır. Yalanlarla, algı oyunlarıyla ayakta kalmaya çalışan bir iktidarın yapacağı en büyük hatalardan biri gerçeğin sesini kısmaya çalışmaktır." ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz hafta TBMM'de fon piyasasına ilişkin iddiaların araştırılmasını istediklerini ancak iktidar ortaklarının buna engel olduğunu savunan Dervişoğlu, şu açıklamada bulundu:

"Geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu konuşulsun, araştırılsın istedik. İktidar ortakları ne yaptı? Meclisi kapatıp kaçtı. Gerçekleri kendileri de duymak istemiyor, milletimiz de öğrenmesin istiyorlar."

Hukuki denetimin herkes için geçerli olması gerektiğini belirten Dervişoğlu, polis ve yargı aracılığıyla gerçekleştirilen müdahalelerin siyasi amaçlarla kullanıldığını öne sürdü.

"Türkiye'de herkes, her kurum incelenebilir. Hukuki bir sorun varsa tespit edilir, gereği yapılır. Ancak bu iktidarın polis ve yargı aracılığıyla attığı adımlar artık hukuki olmaktan çıkmıştır. Şafak baskınları adaleti tesisten öte, bir iktidarın ömrünü uzatma çabasıdır."

Kayyum uygulamalarının belediyelerden şirketlere, siyasi partilerden medya kuruluşlarına kadar genişlediğini ifade eden Dervişoğlu, "Türk demokrasisi darbeler gördü ama bu kadarına şahit olmadı. Hakikatin önünde hiçbir engel duramaz. Raf ömrünü tamamlamış bir iktidarı da hiçbir baskı ayakta tutamaz." dedi.

"Bu işin faturası Hazine'ye ve 86 milyonun sırtına yüklenemez"

Fon piyasasında yaşandığını ileri sürdüğü usulsüzlükleri yeniden gündeme getiren Dervişoğlu, olayın sıradan bir piyasa kazası olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Dervişoğlu, "Kamu otoritesinin gözü önünde büyüyen, denetimsizlikle beslenen ve ancak artık saklanamaz hale geldiğinde fark edilmiş gibi yapılan büyük bir vurgunla karşı karşıyayız." ifadelerini kullandı.

İddiaların siyasi, bürokratik ve hukuki sorumluluk boyutlarıyla araştırılması gerektiğini belirten Dervişoğlu, "Bu kadar büyük bir vurgun, siyasi, bürokratik ve hukuki bir koruma zırhı olmadan nasıl büyüyebilir?" diye sordu.

İktidarın konuya ilişkin kanun teklifi hazırlamak zorunda kaldığını savunan Dervişoğlu, yatırımcı zararlarının karşılanmasında esas alınması gereken ölçütleri şöyle açıkladı:

"Bu işin faturası Hazine'ye, kamu bankalarına ve 86 milyonun sırtına yüklenemez. Kâğıt üzerinde şişirilmiş hayali fon değerlerinin değil, vatandaşın cebinden çıkan anaparanın ve enflasyon farkının esas alınması gerekmektedir."

Dervişoğlu, düzenlemenin yalnızca yatırımcıların parasının iadesine odaklanmaması gerektiğini vurgulayarak denetim görevini yerine getirmeyenlerin ve haksız kazanç sağlayanların belirlenmesini istedi.

"Bir kanun çıkarılacaksa bu kanunun amacı, geçmişe sünger çekmek olamaz. Bu soygun, ne süngerle, ne betonla, ne de uyduruk gündemler üreterek unutturulabilir. Böyle bir suç, hiçbir halının altına süpürülemez."

"Devlet, hırsızın kapısına sadaka kutusuyla gitmez"

Haksız kazanç elde edenlere yönelik gündeme gelen "gönüllü iade" yaklaşımını eleştiren Dervişoğlu, suç ve ceza ilişkisinin ortadan kaldırılamayacağını belirtti.

"Gönüllü iade ne demek yahu? Çal ama yakalanma, yakalanırsan da iade et kurtul, öyle mi? Bir memlekette, işlenen suçun karşılığı ceza değilse, orada devletten bahsedilebilir mi?"

Dervişoğlu, haksız kazancın tespit edilerek geri alınması ve sorumlular hakkında cezai işlemlerin uygulanması gerektiğini söyledi.

"Devlet, hırsızın kapısına sadaka kutusuyla gitmez. 'Gönlünden ne koparsa' demez. Ortada haksız kazanç varsa tespit eder, gider, onu geri alır ve cezai şartlarını yerine getirir."

Geçmişteki FETÖ borsası iddialarını hatırlatan Dervişoğlu, "FETÖ borsası rezaletini yaşayan Türkiye'ye, bu defa da fon soygunu borsası gibi bir rezaleti yaşatamazsınız." ifadelerini kullandı.

"SPK yönetimi acilen görevden el çektirilmelidir"

Sermaye piyasalarındaki denetim sorumluluğuna dikkat çeken Dervişoğlu, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) yönetimlerine ilişkin sorular yöneltti.

"FETÖ mü atamış SPK'yı, BDDK'yı? O fon şirketlerine çalışma iznini dış güçler mi vermiş? Devleti siz yönetiyorsunuz. Atamaları siz yapıyorsunuz. İzinleri sizin kurumlarınız veriyor. Denetlemek sizin göreviniz. İşler patlayınca da dönüp suçluyu dışarıda arıyorsunuz."

Fon yatırımcılarının risk düzeyleri ve işlem durumları bakımından farklı konumlarda bulunduğunu belirten Dervişoğlu, tasfiye sürecinde bu ayrımların gözetilmesi gerektiğini söyledi.

"Riski 7 üzerinden 1 olan para piyasası fonunda parasını tutan vatandaşla, riski 7 üzerinden 7 olan spekülatif fon yatırımcısını aynı tasfiye mantığının içine sokuyorsunuz. Tasfiye kararından önce yasal satış emrini vermiş, işlemi takasa girmiş vatandaşı bile tasfiye çuvalına atıyorsunuz."

Dervişoğlu, yatırımcıların yüzde 70'ine öncelikli ödeme yapılması yaklaşımını da eleştirerek "Mesele yüzde 70'e sus payı vermek midir? Yoksa yüzde 100 adalet midir?" diye konuştu.

SPK yönetiminin görevden alınması çağrısında bulunan Dervişoğlu, "Ülkemizin sermaye piyasalarındaki hassas durumunu da gözeterek sözlerimi seçerek kullanıyorum. Ancak lamı cimi yoktur. SPK yönetimi acilen görevden el çektirilmelidir." dedi.

TBMM bünyesinde bütün siyasi partilerin eşit temsil edileceği bir araştırma komisyonu kurulmasını isteyen Dervişoğlu, "Kim kazandı, kim erken çıktı, kim bilgi aldı, kim göz yumdu, kim korudu; millet bunların tamamını öğrenmelidir." ifadelerini kullandı.

"Okullarımıza silah girmiştir, kan dökülmüştür"

Konuşmasının eğitim bölümünde okul güvenliği sorununa değinen Dervişoğlu, yaşanan şiddet olaylarının yalnızca polisiye önlemlerle engellenemeyeceğini belirtti.

"Okullarımıza silah girmiştir, kan dökülmüştür. Bir Millî Eğitim Bakanı var ki, aklı, ilkel ve muhayyel dürtülerle kurduğu bir ahlaka teslim olmuştur. İcraatları, tarihi eğip bükmekten ibarettir."

Millî Eğitim Bakanlığının olayların tekrarlanmaması için kapsamlı bir plan ortaya koyması gerektiğini savunan Dervişoğlu, "Sadece polisiye tedbirlere başvurulmaktadır. Peki sonra? Sonrası yoktur. Yeni bir olay cereyan edene kadar, meseleyi ötelemiş olacaklardır." dedi.

21 Eylül'de Millî Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında okul güvenliğine ilişkin protokol imzalandığını hatırlatan Dervişoğlu, Turgutlu, Osmaniye ve Başakşehir'de yaşanan olayları örnek gösterdi.

"Turgutlu'da öğrencilerimiz yaralanmıştır. Osmaniye'de bir öğretmenimiz, okul bahçesinde silahlı saldırıda hayatını kaybetmiştir. Başakşehir'de çocuklarımız, bıçaklı saldırının hedefi olmuş, 10 yaşındaki bir evladımız hayatının baharında gitmiştir."

Dervişoğlu, okul güvenliğinin ekonomi, aile, kentleşme, medya ve eğitim politikalarıyla birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.

"Emniyet görevlilerimiz elbette ellerinden geleni yapar. Ama 24 saat her evladımızın yanına polis koyacak halimiz yoktur. Bu polislik bir iş değildir. Başka ve derinlemesine bir şeyler yapmak zorundayız."

Devletin olaylar yaşanmadan önce önlem alabilmesi gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, "Hasar alınmadan tedbir alan ve eylemde bulunan bir devlete ihtiyacımız var. 'Yürütmek' yerine 'yönetmeyi' şiar edinmiş bir iktidara ihtiyacımız var." diye konuştu.

"Üretilen değerin kime ne kadar gittiği önemlidir"

İYİ Parti tarafından 10-11 Ekim tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilen "İYİ Gelecek İçin Emek Çalıştayı"na ilişkin bilgi veren Dervişoğlu, çalışma hayatının farklı kesimlerinden temsilcilerin bir araya geldiğini belirtti.

Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, KESK, Hür-Sen ve TİSK gibi kuruluşların çalıştayda temsil edildiğini ifade eden Dervişoğlu, çalışanların sorunlarının yalnızca dönemsel gündemler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

"Türkiye'nin meselesi, yalnızca ne kadar büyüdüğü değil, üretilen değerin kime ne kadar gittiğidir."

Emeğin millî gelirden aldığı paya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, bu oranın geçmişte yaklaşık yüzde 52 seviyesini gördüğünü, son büyüme verilerinde ise yüzde 38'e gerilediğini ifade etti.

"Kâğıt üzerinde büyüyorsunuz. Ama emekçi, emekli fakirleşiyor. Orta direk eriyor. Gençlerin gelecek umudu küçülüyor. Böyle refah artmaz."

Türkiye'deki temel sorunun emeğin ucuzluğundan çok değersizleştirilmesi olduğunu savunan Dervişoğlu, çalıştayda ortaya çıkan önerilerin siyasi ve yasal çalışmalara dönüştürüleceğini açıkladı.

"Çalıştayda konuşulanlar salonda kalmayacak. Meclis'te kanun teklifine, bütçede değişiklik önergesine, yurt sathında mücadele başlığına dönüşecek. Bu bütün İYİ Partililerin görevidir."

"Çiftçi ürünü dalında bırakmayı daha kârlı görüyor"

Tarımsal üretimde artan maliyetlere ve üretici fiyatlarına değinen Dervişoğlu, zeytin hasat döneminde yaşanan fiyat düşüşlerine dikkat çekti.

"Geçen yıl yaklaşık 50 liraya satılan bazı zeytin türlerinde fiyatlar 17-18 liraya kadar düşmüş durumdadır. Yağlık zeytinde 10 liraya kadar inen rakamlardan bahsediliyor. Sizin markette 500 lira verdiğiniz yağın, üreticideki hali budur."

Mazot, gübre ve işçilik maliyetlerinin yükselmesine karşın çiftçinin ürününü daha düşük fiyatlarla satmak zorunda kaldığını belirten Dervişoğlu, üretici ile tüketici fiyatları arasındaki farkın araştırılması gerektiğini söyledi.

"Çiftçinin ürünü ucuzluyor. Ama tüketicinin ödediği para, hep daha fazla oluyor. Soruyorum, böyle düzen olur mu?"

Pancar ve çeltik üreticilerinin de benzer sorunlarla karşılaştığını ifade eden Dervişoğlu, hasat başlamasına rağmen bazı ürünlerde taban fiyatların belirlenmediğini savundu.

"Çeltik hasadı başlamış, ürünler fabrikaya teslim edilmektedir. Ancak hâlâ taban fiyat yoktur. Nasıl asgari ücret, tavan ücret haline geldiyse, taban fiyatlar da tavan fiyat haline getirilmiştir."

"Ziraat Bankası'nı gerçek Ziraat Bankası yapacağız"

Tarımda üretim planlamasının eksikliğine dikkat çeken Dervişoğlu, çiftçilerin ekim döneminde ürünlerini hangi fiyattan satacaklarını bilmediklerini belirtti.

"Arkadaş, sene 2026, Ay'a gitmekten bahsediyorsunuz. Uçaklar, dronlar, yapay zekâ yahut bilim festivalleri. Sonuç: Hiçbir üründe üretim planlaması yoktur."

İYİ Parti'nin tarım politikalarına ilişkin hedeflerini açıklayan Dervişoğlu, devletin gerektiğinde üreticinin ürününü satın alma garantisi sağlaması gerektiğini söyledi.

"Çiftçinin bütün üretimini almanın garantörü gerektiğinde devlet olacak. Gübre, tohum ve mazotta avanslı çalışmayı sağlayacağız. Çiftçiye ve tüm üreticilere, bolluk ve bereket yaratması için finansman sağlayacağız. Ezcümle, Ziraat Bankası'nı gerçek Ziraat Bankası yapacağız."

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e de seslenen Dervişoğlu, gıda enflasyonunun sorumluluğunun üreticilere yüklenmemesi gerektiğini ifade etti.

"Sizin gücünüz ancak çiftçiye mi yetiyor? Sakın çiftçiye para verirsek tüketici fiyatları artar demeyin. Marketteki 6 liralık sebze-meyve harcamasının yalnızca 1 lirası çiftçiye gidiyor. Sıkıntıyı başka yerde arayın."

Aracı zinciri, lojistik maliyetler ve piyasa yapısının incelenmesi çağrısında bulunan Dervişoğlu, "Bu ülkenin çiftçisini üretirken yalnız bırakıp, fiyat belirlerken ezip, sonra da gıda enflasyonunun suçlusu ilan etmeyin." dedi.

"Türkiye kimin düşmanını kendi düşmanı ilan ediyor?"

Dış politika değerlendirmelerinde Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile gündeme gelen ortak savunma anlaşmasına değinen Dervişoğlu, ekonomik ve diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini desteklediklerini ancak askeri yükümlülüklerin ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

"Bu ülkelerle ilişkilerimizi geliştirelim. Ticaretimizi büyütelim. Diplomatik ilişkilerimizi kuvvetlendirelim. Buna itirazımız yok. Ama ekonomik ilişki başka şey, başka devletlerin güvenlik yükünü kendi sırtına almak başka şeydir."

Mekke Anlaşması olarak nitelendirdiği düzenlemenin kapsamının kamuoyuna açıklanmasını isteyen Dervişoğlu, ortak tehdidin ne olduğunun belirsiz olduğunu savundu.

"Türkiye kimin düşmanını kendi düşmanı ilan ediyor? Daha ortadan soruyorum, bu ittifak kime karşıdır? İsrail'e mi? İran'a mı? ABD'ye mi? Yoksa başka bir ülkeye mi? Ortak tehdit nedir ve kimdir?"

Bir savunma ittifakının temelinde ortak tehdit tanımının bulunması gerektiğini belirten Dervişoğlu, NATO örneğini verdi.

"Mekke Anlaşması'nda ise Türkiye bir güvenlik garantisi veriyor. Fakat bu garantinin hangi somut tehdide karşı olduğu dahi belli değildir."

Türkiye'nin İran ile ilişkilerinin olası bir bölgesel çatışmadan etkilenebileceğini belirten Dervişoğlu, şu soruları yöneltti:

"Yarın Suudi Arabistan, İran'la çatışırsa ne olacaktır? Türkiye de o savaşın tarafı mı olacaktır? 1639'dan beri sınırlarımızın değişmediği bir komşuyla, başkasının hesabına savaşmayı mı konuşacağız? Mehmetçik başka devletlerin siyasi tercihlerinin bedelini mi ödeyecektir?"

"Mehmetçik, Aramco'nun koruması değildir"

Mekke'nin Müslümanlar açısından taşıdığı öneme dikkat çeken Dervişoğlu, dini hassasiyetlerin bölgesel askeri ve ekonomik çıkarlar için kullanılmaması gerektiğini savundu.

"Kâbe'miz Mekke'dedir. Ona bir el uzanırsa dünya yerinden oynar. Ancak, Ortadoğu'ya çöken ABD-İsrail ittifakının tuzağına düşmemek de bize kutsallarımızın tembihidir."

Dervişoğlu, kutsal mekânların korunması ile başka ülkelerin siyasi ve ekonomik çıkarları için askeri sorumluluk üstlenilmesinin birbirinden ayrılması gerektiğini belirtti.

"Evet Kâbe'mize ev sahipliği yapan Mekke'yi canımız pahasına koruyalım. Ama şuna dikkat edelim, mesele Mekke değildir. ABD ve İsrail'in bu coğrafyaya ve yeraltı zenginliklerine çökmek için kurduğu tezgâha düşmeyelim."

Türk Silahlı Kuvvetlerinin başka ülkelerin ekonomik çıkarlarının korunması amacıyla kullanılmaması gerektiğini ifade eden Dervişoğlu, "Bugünün müşriklerinin menfaati için, Peygamber Ocağı'nın neferi Mehmetçiğin ayağına taş değdirmeyin. Mehmetçik, vakfın şirketini satmaya kalktığınız, Aramco'nun koruması değildir." dedi.

"Karadeniz'de kendi geminin güvenliğini sağlayamıyorsan hangi ülkeye garanti veriyorsun?"

Karadeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları da gündeme getiren Dervişoğlu, 2022 yılından bu yana Türk bağlantılı gemilerin saldırılara maruz kaldığını ve Türk denizcilerin hayatını kaybettiğini veya yaralandığını ifade etti.

Hükümetin saldırılar karşısında diplomatik açıklamalar yapmakla yetindiğini savunan Dervişoğlu, "Olaylar olunca 'Temas kurduk', 'Uyarıda bulunduk', 'Yakından takip ediyoruz' diyorsunuz. Peki sonuç? Gemiler vurulmaya devam ediyor. Türk denizcisinin canı tehlikeye girmeye devam ediyor." diye konuştu.

Dervişoğlu, Türkiye'nin başka ülkelere güvenlik garantisi vermeden önce kendi vatandaşlarının ve ticaretinin güvenliğini sağlaması gerektiğini belirtti.

"Karadeniz'de kendi geminin güvenliğini sağlayamıyorsan, kendi denizcinin hakkını açıkça savunamıyorsan, kendi vatandaşına kimin saldırdığını milletin Meclisine açıkça anlatamıyorsan, hangi ülkeye, neyin güvenlik garantisini veriyorsun?"

Türkiye'nin barış ve arabuluculuk politikalarını sürdürmesi gerektiğini ancak bunun vatandaşlarının haklarının korunmasına engel olmaması gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, "Barışçıl olmak başka şey, sessizlik başka şeydir. Denge başka şey, acizlik başka şeydir. Diplomasi başka şey, vatandaşının hakkını unutmak bambaşka şeydir." ifadelerini kullandı.

"Devlet yönetmek olayların arkasından yetişmek değildir"

Konuşmasının son bölümünde fon piyasasına ilişkin iddialar, okul güvenliği, emek, tarım ve dış politika başlıklarının ortak noktasının devlet yönetimi olduğunu belirten Dervişoğlu, iktidarın sorunları ortaya çıkmadan önce önleyemediğini savundu.

"Güçlü devlet, büyük devlet, skandal patladıktan sonra kanun çıkaran değil, skandalı doğmadan önleyen devlettir. Çocuk, saldırıya uğradıktan sonra yalnız soruşturma açan değil, çocuğu saldırıdan önce koruyan devlettir."

Üretim planlaması ve dış güvenlik konularında da aynı yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini ifade eden Dervişoğlu, "Çiftçinin ürünü, tarlada kaldıktan sonra açıklama yapan değil, üretimi ekimden hasada kadar planlayan devlettir. Gemisi vurulduktan sonra yalnız nota veren değil, vatandaşının ve bayrağının hukukunu koruyan devlettir." dedi.

Devlet yönetiminin öngörü, planlama, denetim ve koordinasyon gerektirdiğini vurgulayan Dervişoğlu, "Devlet yönetmek, olayların arkasından yetişmek değildir. Öngörmektir, planlamaktır, denetlemektir, koordine etmektir ve gerektiğinde hesap sormaktır." ifadelerini kullandı.

"Eş-dost-akrabayı değil, milleti zengin edecek bir devlet vaat ediyorum"

İYİ Parti'nin yönetim anlayışına ilişkin hedeflerini açıklayan Dervişoğlu, vatandaşın ekonomik ve sosyal haklarını koruyan bir devlet yapısı oluşturmayı amaçladıklarını söyledi.

"Bizim istediğimiz sürekli hasar tespiti yapan bir devlet değil, hasarı önleyen bir devlettir. Milletin parasını, emeğini, üretimini, evladını, askerini, bayrağını koruyan bir devlettir. Makam emanettir, devlet en büyük güç sahibi milletindir."

Türkiye'nin ekonomik kaynaklarının toplumun tamamının refahı için kullanılması gerektiğini belirten Dervişoğlu, "Türkiye zengin bir ülkedir. Ben size, eş-dost-akrabayı değil, milleti zengin edecek bir devlet vaat ediyorum." dedi.

Dervişoğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Ben size, çocuklarının yarasını sarmak zorunda bırakılan değil, çocuklarını yaralatmayan bir devlet vaat ediyorum. Ben size, teröriste, hırsıza, arsıza hak kovalayan değil, 'Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal!' diyenlerin devletini vaat ediyorum."

Kaynak: Cumha

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…