İçeriğe geç
  • Dolar 49,5565 ▲ %0,10
  • Euro 55,7692 ▲ %0,12
  • Sterlin 66,1467 ▲ %0,39
  • Gram Altın 6.633,21 ▼ %0,03
  • Çeyrek Altın 10.859,67 ▲ %0,90
  • Gümüş 90,76 ▼ %0,67
  • Bitcoin 4.031.560 ▲ %0,47
  • BIST 100 11.721,72 ▼ %2,89

Bayraktar: Fabrikalar çalışıyor ama Türkiye rekabet gücünü mü kaybediyor?

Türk sanayisi için asıl risk üretimin değil, küresel pazarlardaki rekabet gücünün zayıflaması. Dr. Sinan Bayraktar, kur avantajından çok verimlilik, teknoloji, enerji etkinliği ve katma değere odaklanan yeni bir sanayi hamlesinin gerekliliğine dikkat çekiyor.

H P1Xikd W A A Aw9N L

Sinan Bayraktar

Diriliş Postası'nın haberine göre, Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Sinan Bayraktar, Türk sanayisinin karşı karşıya olduğu en önemli meselenin üretim kapasitesi değil, dünya pazarlarındaki rekabet gücü olduğunu belirtti. Bir ülkenin pazarını bir günde kaybetmeyeceğini, birçok faktörün bir araya gelerek domino etkisi oluşturduğunu ifade eden Bayraktar, önce fiyat ve iş tekliflerinin pahalı kalmaya başladığını, ardından teslim sürelerinin uzamasıyla müşterilerin alternatif üreticilere yöneldiğini kaydetti.

Yıllardır çalışılan siparişlerin başka ülkelere kaymaya başladığını ve bir gün sanayicinin 'Üretiyoruz ama eskisi kadar satamıyoruz' dediğini aktaran Bayraktar, bugün Türk sanayisinin üzerinde düşünmesi gereken temel konunun tam olarak bu olduğunu vurguladı. Sorunun yalnızca sanayi üretiminin artması ya da azalması olmadığını, asıl sorunun Türkiye'nin ürettiği malı dünya pazarlarında hangi maliyetle, hangi kaliteyle ve hangi verimlilik düzeyiyle satabildiği olduğunu söyledi.

Herkesin düşük kur senaryosuna odaklandığını, ancak rekabet gücünün kur tabelasında değil fabrikanın içinde oluştuğunu belirten Bayraktar, rakamların anlattığından daha büyük bir hikâye olduğunu ifade etti. Mayıs 2026 verilerine göre sanayi üretiminin yıllık bazda değişmediğini, aylık bazda ise yüzde 2,9 gerilediğini, imalat sanayindeki aylık düşüşün yüzde 3,3 olduğunu aktardı. İSO Türkiye İmalat PMI'ın haziranda 47,1 seviyesine gerilediğini ve imalat sektöründeki zayıflama eğiliminin 27'nci aya ulaştığını hatırlattı.

Bu verilerin sanayideki sorunun konjonktürel bir yavaşlamanın ötesine geçebileceğine işaret ettiğini belirten Bayraktar, işletmelerin rekabet gücünün birkaç cepheden aynı anda baskı altında olduğunu kaydetti. İşçilik, enerji, hammadde ve finansman maliyetlerinin yükseldiğini, diğer taraftan Çin, Hindistan, Vietnam, Polonya, Romanya ve Meksika gibi üretim merkezlerinin küresel tedarik zincirlerinden daha fazla pay almak için yarıştığını ifade etti.

Eskiden Türkiye'nin 'Avrupa'ya yakın, kaliteli ve görece uygun maliyetli üretim merkezi' olma avantajına sahip olduğunu hatırlatan Bayraktar, bugün bu üç avantajın her birinin yeniden sorgulanması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin hâlâ yakın ve kaliteli olduğunu ancak yeterince rekabetçi olup olmadığının tartışılması gerektiğini belirtti.

Kurun her sorunun ilacı olmadığını vurgulayan Bayraktar, Türkiye'de sanayi rekabetçiliği tartışmalarının genellikle döviz kuruna odaklandığını, 'Kur biraz daha yüksek olsa ihracatçı rahatlar' söyleminin kısa vadede doğruluk payı olduğunu ancak uzun vadeli rekabet gücünün yalnızca kur üzerinden kurulamayacağını ifade etti. Rakibin daha az enerji kullanması, aynı işi daha az çalışanla yapması, makinesini daha etkin kullanması, üretim planlamasını daha iyi yapması ve aynı ürünü daha yüksek katma değerle satabilmesi durumunda kur avantajının yalnızca zaman kazandıracağını belirtti. Kurun rekabetçiliği destekleyebileceğini ancak verimliliğin yerini tutamayacağını söyledi.

Bir fabrikanın rekabet gücünün bilançoda görünmeyen yüzlerce küçük ayrıntıda oluştuğunu aktaran Bayraktar, makinenin duruş süresi, hurda oranı, stoktaki gereksiz malzeme, plansız fazla mesai, yanlış satın alma, enerji tüketimi, çalışan başına üretilen katma değer, kalite problemi ve yönetim kararlarının hızının bu ayrıntılar arasında yer aldığını kaydetti.

Türkiye'nin uzun yıllar genç iş gücü, uygun üretim maliyetleri ve coğrafi avantajıyla rekabet ettiğini ancak dünyanın değiştiğini belirten Bayraktar, artık yalnızca 'ucuz üretmenin' yetmediğini, akıllı üretmek gerektiğini ifade etti. 'Google nasıl Yönetiliyor' kitabından aktardığı 'Yanınızda akıl verenler değil akıl üretenler olsun' sözüne atıfta bulunan Bayraktar, hızlı üretmek ve az kaynakla daha fazla değer üretmek gerektiğini vurguladı. 'Pazar kaybetmek fabrika kapatmaktan önce başlar' iş felsefesine dikkat çekti.

Ekonomide bazı krizlerin sessiz geldiğini, fabrikanın bacasının hâlâ tüttüğünü, işçilerin işe gelmeye devam ettiğini, makinelerin çalıştığını ancak sipariş defterinin yavaş yavaş inceldiğini belirten Bayraktar, bugün izlenmesi gereken en kritik göstergelerden birinin bu olduğunu söyledi. Tekstil, makine, otomotiv yan sanayi ve beyaz eşya gibi Türkiye'nin geleneksel olarak güçlü olduğu sektörlerde müşterilerin hangi ülkelere yöneldiğini ve bunun nedenlerini sorguladı. Fiyat, enerji maliyeti, finansman, teslim süresi, teknoloji ya da rakip ülkelerin daha yüksek verimlilik seviyesine ulaşmasının bu yönelişin nedenleri arasında olabileceğini ifade etti.

Bu soruların cevabı bulunmadan hazırlanacak hiçbir sanayi politikasının yeterli olmayacağını belirten Bayraktar, Türkiye'nin yeni bir sanayi hikâyesine ihtiyacı olduğunu vurguladı. Önümüzdeki dönemde tartışılması gereken konunun daha fazla fabrika kurmak kadar mevcut fabrikaların verimliliğini artırmak olması gerektiğini söyledi. Sanayi politikasının merkezine verimlilik, teknoloji, enerji etkinliği, finansmana kolay erişim ve katma değerden akıl üretiminin oturtulması gerektiğini ifade etti.

Kamu politikalarının görevinin işletmelere sürekli ucuz kaynak sağlamak değil, işletmelerin daha üretken hale gelebileceği bir ekosistem oluşturmak olduğunu belirten Bayraktar, sürekli ucuz kaynağın sonunun olmadığını söyledi. İşletmelerin görevinin ise her maliyet artışını fiyatlara veya kura bağlamak yerine kendi fabrikalarındaki verimsizliklere cesaretle bakmak olduğunu kaydetti.

Rekabet gücünün yalnızca Ankara'da hazırlanan ekonomi programlarında oluşmadığını, bir bölümünün ekonomi politikasında, önemli bir bölümünün ise fabrikanın üretim hattında, yönetim odasında ve çalışanların günlük davranışlarında ortaya çıktığını belirten Bayraktar, kaybedilen şeyin siparişten daha büyük olabileceğine dikkat çekti. Bir ihracat müşterisinin kaybedilmesinin yalnızca o yılın satışını değil, yıllar içinde oluşmuş güveni, tedarik zincirindeki yeri ve gelecekteki siparişleri de kaybetmek anlamına geldiğini ifade etti. Sanayideki performans sorununa yalnızca bugünün büyüme rakamlarından bakmanın büyük hata olacağını, asıl meselenin Türkiye'nin küresel üretim haritasındaki yeri olduğunu söyledi.

Önümüzde iki yol olduğunu belirten Bayraktar, birincisinin maliyetlerin düşmesini, finansmanın ucuzlamasını veya kurun yardım etmesini beklemek, ikincisinin ise fabrikalardan başlayarak yeni bir üretkenlik hamlesi başlatmak olduğunu ifade etti. Türkiye'nin ihtiyacının ikinci yol olduğunu belirten Bayraktar, dünya pazarlarında kalıcı rekabet avantajının basit bir kuralı olduğunu söyledi: 'Bir ülke pahalı olduğu için pazar kaybetmez; ürettiği değerin maliyetini karşılayamadığı zaman pazar kaybeder.' Türkiye'nin yeni sanayi hikâyesinin, daha fazla üretmekten önce 'birim kaynakla daha fazla değer üretmenin hikâyesi' olmak zorunda olduğunu vurguladı.

TürkAta Haber Ajansı

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…