İçeriğe geç

Menü

Anasayfa
SiyasetCumhurbaşkanlığı
Bakanlıklar
TBMMSiyasi PartilerGenel Merkezİl / İlçe Başkanlıkları
KamuKamu KurumlarıMülki İdareValiliklerKaymakamlıklar
Güvenlik
Yerel YönetimlerBüyükşehir ve İllerİlçelerBelediyeMuhtar
Ankara Gündem
DünyaNATOUluslararası KuruluşlarBirleşmiş MilletlerAvrupa Birliği
Ekonomi
Yerel
Marmara
Ege
Akdeniz
İç Anadolu
Karadeniz
Doğu Anadolu
Güneydoğu Anadolu
SporFutbolBasketbolVoleybolHentbolGüreşAtletizmTenisYüzmeMotor SporlarıDövüş Sporları / BoksE-SporAmatör SporEngelli Sporları / Paralimpik
ASAYİŞ
STKToplum ve YaşamSivil Toplum Kuruluşları
Özel Haber
  • Dolar 49,2152
  • Euro 55,0538
  • Sterlin 65,0588

Gündem

Sadece milyarlar değil, hayatlar da çalındı

Fon skandalında yaşananları haftalardır yakından takip ediyoruz. Ekranlarda ve manşetlerde hep o baş döndürücü rakamlar var: Milyarlarca liralık vurgunlar, akıl almaz paralar "kazananlar"… Vurgun yapanlar sadece kendi aralarında iş çevirmediler, ağırlıklı olarak küçük tasarruf sahiplerinin kaynaklarına çöktüler. Bugün konuya bu açıdan bakmak istiyorum.

Bir iktidar düşünün: Yoksullaştırdığı insanlar, onun yönettiği ülkede küçük birikimlerini korumak için çabalıyor. Onun yönettiği kurumların denetimindeki piyasalarda paralarına ulaşamaz hale geliyor. Sonra aynı iktidar çıkıp bu insanlara paralarının ödeneceğini açıklıyor. Böylece siyasi sorumluluğun hesabı sorulmadan, iktidarın başındaki kişiye "sorunu çözen" sıfatının yakıştırılacağı bir hikâyenin yolu açılıyor.

Oysa vatandaşın kendi parasına kavuşması, iktidarın ona sunduğu bir armağan değildir. İnsanları bu duruma düşüren sürecin hesabı, ödeme açıklamalarıyla kapatılamaz.

Anadolu Ajansının haberine göre AKP'nin hazırladığı kanun teklifinde, hak sahiplerine alacaklarını aşmamak üzere kişi başına bir milyon liraya kadar ara ödeme öngörülüyor. SPK'ya küçük tutarlardan başlayarak ödeme yapılmasına karar verme yetkisi tanınması da planlanıyor.

Küçük tasarruf sahibine öncelik verilmesi gereklidir. Bunun nedenini anlamak için milyarları bir anlığına kenara bırakıp on bin lirayı düşünelim. Bu miktar tesadüfen seçilmedi. Borsa yatırımcılarının yarısından fazlasının portföy büyüklüğünün on bin liranın altında olması gerçeğinden yola çıkıldı.

Bugünün hayat pahalılığında on bin lira hızla tükenir. Fakat aynı parayı biriktirmek aylar sürebilir. Bunun için mutfak harcamasından kısmak, bir ihtiyacı ertelemek, alınacak ayakkabıdan vazgeçmek gerekebilir. O para bir çocuğun okul masrafı, beklenmedik bir harcamanın karşılığı veya işsiz kalındığında kullanılacak son birikim olabilir.

On bin liranın bu ülkede iki ayrı büyüklüğü var: Fiyat etiketlerinin karşısında küçücük, onu biriktirmeye çalışan insanın bütçesinde kocaman.

RİSK Mİ ALDILAR?

Kendi parası içeride dururken borçlanmak zorunda kalan bir insanın karşısına "Yatırımın riski vardır" cümlesiyle çıkamazsınız. Yatırım elbette risk taşır. Ama fiyat değişiminden doğan risk ile vurgun işlemlerinin yol açtığı zarar aynı değildir. Fon alan kişi, parasının hukuka aykırı işlemlere konu edilmesini kabul etmiş olmaz. Denetim kurumlarının görevi de yatırımcının üzerine devredilemez.

Küçük getiri farklarını önemsemek ise açgözlülük değildir. On bin liranın aylık getirisinde iki puanlık fark 200 liradır. Bu farkın bile önemli olduğu bir bütçeyle yaşamak zorunda bırakılan insanı suçlayarak, onu bu duruma getiren ekonomi politikasının sorumluluğundan kaçamazsınız.

Üstelik şimdi iktidarın önünde, kendi çevresinin işlemlerine ilişkin somut sorular var.

Fatma Betül Sayan Kaya işini biliyoruz. İfade bile verdiler. Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın Özel Kalem Müdürü'nün ismi ortaya çıktı. Ömer Çelik'in yakın arkadaşı olduğu iddia edilen Osman Arıkan Nacar'ın 20 milyar liranın üzerinde bir parayla yurt dışına kaçtığı konuşuluyor. Dün bu listeye yeni isimler de eklendi.

Yeni Parti, Ticaret Bakanı Ömer Bolat'a Hedef Portföy'deki 170 milyon liralık bir işlemin kendisine ait olup olmadığını soruyor. 

Vatandaş kendi parasının ne zaman ödeneceğini soruyor. Eski ve mevcut bakanlara ise hangi işlemi, ne zaman, hangi koşullarda yaptıkları soruluyor. İktidar her iki soruya da cevap vermek zorunda.

Bu iki taraf arasındaki mesafe yalnızca parayla ölçülmez. Bilgiye, karar vericilere ve kamu gücüne erişimde de büyük bir eşitsizlik vardır. Denetimin görevi, bu eşitsizliğin ekonomik ayrıcalığa dönüşmesini önlemektir.

Bu nedenle "Herkes yatırım yapabilir" cevabı yetmez. Tartışılan, yatırım yapma hakkı değil; ayrıcalıklı işlem bulunup bulunmadığı, kamu ya da siyasi görevi nedeniyle edinilen bilginin kullanılıp kullanılmadığı ve denetimin herkese aynı biçimde uygulanıp uygulanmadığıdır.

Küçük tasarruf sahibinin alacağı kuruşu kuruşuna hesaplanırken, siyasi güç sahiplerinin işlemleri belirsiz bırakılamaz.

SPK hangi işlemleri ne zaman incelediğini, kendisine ulaşan uyarılara nasıl karşılık verdiğini açıklamalıdır. Ekonomi yönetimi, tasfiye sürecini yönetirken yetki sahibi olup buraya nasıl gelindiği sorulduğunda seyirci konumuna geçemez.

Yeni kanun hazırlamak, mevcut yetkilerin nasıl kullanıldığının hesabını ortadan kaldırmaz.

Mağdurların parasını ödemekle sorumlulardan hesap sormak birlikte yürümelidir. İnsanların acil ihtiyaçları, siyasi soruların ertelenmesine gerekçe yapılamaz. Kimse birikimine kavuşabilmek için gerçeği öğrenme hakkından vazgeçmek zorunda değildir.

On bin liranın hesabını küçümsemeyin. O hesabın içinde emek, ertelenmiş ihtiyaçlar ve gelecek kaygısı var. Kamu gücünün kimin için ve ne zaman harekete geçtiği de var.

İnsanların parasını ödeyin. Ama bunu bir kurtarıcı hikâyesine çevirmeyin. 

Vatandaşın parasına kavuşması, iktidarın aklandığı anlamına gelmez.

Küçük tasarruf sahibine parasını, kamuoyuna da vurgunun hesabını verin.

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…