İçeriğe geç

Menü

Anasayfa
SiyasetCumhurbaşkanlığı
Bakanlıklar
TBMMSiyasi PartilerGenel Merkezİl / İlçe Başkanlıkları
KamuKamu KurumlarıMülki İdareValiliklerKaymakamlıklar
Güvenlik
Yerel YönetimlerBüyükşehir ve İllerİlçelerBelediyeMuhtar
Ankara Gündem
DünyaNATOUluslararası KuruluşlarBirleşmiş MilletlerAvrupa Birliği
Ekonomi
Yerel
Marmara
Ege
Akdeniz
İç Anadolu
Karadeniz
Doğu Anadolu
Güneydoğu Anadolu
SporFutbolBasketbolVoleybolHentbolGüreşAtletizmTenisYüzmeMotor SporlarıDövüş Sporları / BoksE-SporAmatör SporEngelli Sporları / Paralimpik
ASAYİŞ
STKToplum ve YaşamSivil Toplum Kuruluşları
Özel Haber
  • Dolar 49,3469 ▲ %0,18
  • Euro 55,4035 ▲ %0,01
  • Sterlin 65,3723 ▼ %0,01
  • Gram Altın 6.621,88 ▲ %1,16
  • Çeyrek Altın 10.701,86 • %0,00
  • Gümüş 95,39 ▲ %1,73
  • BIST 100 12.213,58 ▲ %0,75
A Ayşegül SEÇİLMİŞYazar

ATEŞSİZ BACA

ATEŞSİZ BACA

Siyasetin bacası tüterdi eskiden. İçeride bir ateş olduğunu anlardınız. Fikir yanardı, tartışma harlanırdı, itiraz yükselirdi. Birileri bir şey söyler, diğerleri karşısına başka bir düşünce koyardı. Doğru ya da yanlış; ortada bir siyasi mücadele, bir iddia ve en önemlisi bir dava duygusu vardı.

Şimdi bacalar hâlâ yerinde.

Ama ateş nerede?

Türkiye siyaseti son yıllarda yalnızca isimlerin, ittifakların, kadroların ya da söylemlerin değiştiği bir dönemden geçmiyor. Daha derinde başka bir değişim yaşanıyor: Siyasetin anlamı değişiyor.

Dün birbirine karşı söylenen ağır sözlerin bugün aynı masada unutulabildiği; dün savunulan bir düşüncenin yarın birkaç cümleyle terk edilebildiği bir siyasi iklim oluşuyor. Seçmen ise bütün bunların karşısında artık yalnızca “Kim kiminle?” diye sormuyor.

Asıl soru şu:

Kim, neyin arkasında gerçekten duruyor?

Çünkü siyaset sadece seçim kazanma matematiğine dönüşürse, fikirler rakamlara; ilkeler pazarlığa; vatandaş ise yalnızca sandık günü hatırlanan bir istatistiğe dönüşür.

İşte ateşsiz baca tam da budur.

Dışarıdan bakarsınız; teşkilatlar vardır, kürsüler vardır, salonlar doludur, mikrofonlar açıktır, sosyal medya çalışıyordur. Herkes konuşuyordur.

Fakat bazen o kadar çok ses vardır ki ortada bir söz kalmaz.

Siyasetin en tehlikeli sessizliği de budur zaten: Konuşulmaması değil, çok konuşulduğu hâlde hiçbir şey söylenmemesi.

Bugün vatandaşın siyasetten uzaklaşmasının nedenlerinden biri de burada aranmalı. İnsanlar artık yalnızca vaat dinlemek istemiyor. Söylenenle yapılan arasındaki mesafeye bakıyor. Dün söylenenle bugün yapılanı karşılaştırıyor. Hafızası sanıldığı kadar kısa değil.

Çünkü yeni seçmen profili, siyasi tabeladan önce inandırıcılık arıyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemin gerçek siyasi değişimi yeni isimlerin ortaya çıkması olmayacaktır. Yeni parti tabelaları, yeni ittifaklar veya yeni sloganlar da tek başına değişim değildir.

Gerçek değişim; siyasetin yeniden güven üretmeye başlamasıdır.

Bir siyasetçi gerektiğinde kendi tarafına da “yanlış yapıyorsun” diyebiliyorsa değişim oradadır.

Liyakat, sadakatin önüne geçebiliyorsa değişim oradadır.

Kadınların, gençlerin, emekçilerin ve toplumun farklı kesimlerinin sesi yalnızca seçim döneminde değil, karar masasında da duyuluyorsa değişim oradadır.

Ve siyaset koltuk koruma sanatı olmaktan çıkıp yeniden memleket meselesine dönüşüyorsa, işte o zaman bacanın altında yeniden ateş yanmaya başlamış demektir.

Türkiye'nin yeni bir bacaya ihtiyacı yok.

Bu ülkede yeterince tabela, makam, kürsü ve slogan var.

Eksik olan ateştir.

O ateş de bağırarak değil; fikirle, liyakatle, cesaretle, samimiyetle ve halkın güvenini yeniden kazanarak yakılır.

Çünkü bacayı yüksek yapmak kolaydır.

Duman görüntüsü vermek de…

Ama unutmayalım:

Ateşi olmayan bacadan ne sıcaklık gelir ne de ışık.

Ve siyaset, bir gün gerçekten değişecekse önce kendisine şu soruyu sormak zorunda:

Biz hâlâ ateşi mi büyütüyoruz, yoksa yıllardır sadece bacayı mı boyuyoruz?

Paylaş

Yazarın diğer yazılarıTümü ›

Diğer yazarlar

Sıradaki haber yükleniyor…