Tutuklu Nedime Erdoğan BirGün'e konuştu: Bizim ailemiz güvende değil
"Ailem Güvende" operasyonu kapsamında tutuklanan Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği'nden Nedime Erdoğan, cezaevinden BirGün'ün sorularını yanıtladı. Erdoğan, iktidarın "aileyi koruma" söylemine karşı, "Çocuğunun yanında durduğu için cezaevinde olan bir anne olarak, ailemizin korunmadığını, aksine buna zarar verilmeye çalışıldığını rahatça söyleyebilirim" dedi
İktidarın son yıllarda "aileyi koruma", "çocukların güvenliği" ve "genel ahlak" söylemleri üzerinden kurduğu LGBTİ+ karşıtı politikalar, eylül ayında gerçekleştirilen "Ailem Güvende" operasyonlarıyla yeni bir boyuta taşındı. LGBTİ+ dernekleri, hak savunucuları ve dayanışma ağlarının hedef alındığı operasyonlarda çok sayıda kişi gözaltına alındı ve tutuklandı.
Tutuklanan isimlerden biri de Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği'nden Nedime Erdoğan oldu. Yıllardır LGBTİ+ çocukların aileleriyle dayanışma çalışmaları yürüten Erdoğan'ın tutuklanması, operasyonun adındaki çelişkiyi de görünür hale getirdi: "Aileyi koruma" iddiasıyla yürütülen bir operasyonda, çocuğunun yanında duran bir anne cezaevine gönderildi.
Cezaevinden BirGün'ün sorularını yanıtlayan Erdoğan, "Ailem Güvende" ifadesini "ülkenin gerçeklerine bakınca insanın aklıyla dalga geçen, gerçeği büken bir operasyon ismi" sözleriyle değerlendirdi. LGBTİ+'lar açısından ailenin çoğu zaman şiddet, nefret ve ayrımcılığın ilk yaşandığı alanlardan biri olabildiğini belirten Erdoğan, ailelerin dönüşebileceğini ve çocuklarının yanında durabileceğini vurguladı.
ÜLKENİN GERÇEKLERİNE BAKINCA GERÇEĞİ BÜKEN BİR İSİM
"Ailem Güvende" operasyonu ne hissettiriyor, kimin ailesi güvende?
Çok trajik olaylar yaşamış insanların olduğu bir koğuştan yazıyorum. Her biri yoksulluğun, geleceksizliğin, yalnız bırakılmışlığın ağır bedelini yaşayan genç insanlar. Ne cezaevinde ne de cezaevi dışında kendilerine bakacak kimseleri olmayan insanlar. Ailece buradalar. Yani bazılarımızın ailesi hiç güvende olmamış, ülkenin mevcut koşulları bu şekilde devam ederse de olmayacak. Ülkenin gerçeklerine bakınca, insanın aklıyla dalga geçen, gerçeği büken bir operasyon ismi.
Kişisel olarak ise bu süreci trajikomik buluyorum çünkü biliyorum ki kimsesizliğin en ağır bedellerini yaşayan LGBTİ+'lar, bundan sonra lubunyalar diyeceğim, için "aile" en büyük travmalardan biri ve ben ailenin travmatik bir kurum olması gerekmediğini, aile bireyleri arasındaki sevgi, saygı ve anlayış ortamı gelişince ne kadar sıcak ve güvenli yuvalar kurulabildiğini bizzat yaşayarak gördüm.
Lubunyalar için eğitimden sağlığa kamusal her alanda, ama en başta aile içinde yaşanan şiddet, nefret ve ayrımcılık; insanları hayattan koparan, onların geleceğini ellerinden alan bir etki yaratıyor. Yıllardır böyle olması gerekmediğini, ailelerin dönüşebildiğini, çocuklarının varoluşuyla yüzleşebildiğini deneyimliyorum.

Çocuklarımızın ailemizin güvenliğine tehdit olduğu söyleminin absürtlüğü bir yana, onlarla yaşadığımız süreç aksine aile bağlarımızı geliştiren ve ailemizi tüm bireyleri için daha güvenli ve daha sağlam kılan bir süreç oldu.
Toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel kodlarıyla oynamaya çalışan yeni politikalar ise aksine sevginin olmadığı, bireylerin birbirine mahkûm olduğu ve kendisini ve koşullarını geliştirip dönüştüremediği güvensiz ve güvencesiz bir aile yaratmayı hedefliyor ve aslında hiçbir aileyi güvende hissettirmiyor.
Ancak topluma empoze edilmeye çalışılan bu nefret ve korku ikliminin değişeceğine dair inancım ve umudum eksilmeden devam ediyor. Son birkaç yılda uydurdukları bu yeni ve toplumda karşılık bulmayan nefret politikaları hakikati ne kadar örtebilir? Çocuklarımızı görünmez kılma politikaları biz ebeveynlerin gücünü aşacak kadar güçlü olabilir mi? Elbette ki hayır.
Bizim ailemiz güvende değil fakat benim çocuğum, onu seven ve yanında olan ailesi sayesinde biraz daha güvende.
AİLE TEK BİR TİP DEĞİL
"Aileyi korumak" ne demek?
Aile, insanlık tarihi boyunca değişmiş, çeşitlenmiş, dinamik ve tekil olmayan bir yapı. Her yerde olduğu gibi ülkemizde de farklı ekonomik, sosyal ve kültürel çeşitlilikler var ve bunun sonucu olarak aynı zaman diliminde, aynı topraklarda birbirinden farklı aile yapıları da var. Geniş aile, tek ebeveynli aile, seçilmiş aile, çekirdek aile gibi çeşit çeşit aile var.
Aile dediğiniz şey tek bir tip değilken, kelimenin tekil kullanılışı bile bunun ideolojik bir süreç olduğunu gösteriyor. Zaten ideolojinizi toplum içinde yaygınlaştırmak isterseniz aile kurumunu ilk hedef olarak seçmeniz şaşırtıcı olmaz. Bunun sonucu olarak da zaten "Aile Yılı", hatta "Aile On Yılı" ilan edildi.
Bu süreçte makbul olanı tek bir tipte tanımlayarak, bunun dışında kalanları "makbul olmayan" diye gören bir anlayış yaygınlaştırılmaya çalışıldı fakat ben küçük çevreler haricinde bunda başarılı olduklarını düşünmüyorum. Sadece hakikati bulandırdıkları, gerçekdışı bir simülasyon sunmuş oldular topluma.
Bizim için makbul aile, çocuklarının gerçeğini kavrayıp, onlara karşı sevgimizden taviz vermeden, özgüvenle onların yanında durmak, bunları ebeveyn sorumluluğu olarak görmek ve bu farkındalığı aile içinde yeniden yapılandırmak demek.
Çocuğunun yanında durduğu için cezaevinde olan bir anne olarak, ailemizin korunmadığını, aksine buna zarar verilmeye çalışıldığını rahatça söyleyebilirim.
Aileleri "korumak" ile kastedilen, kendi koşullarını değiştiremeyen bir yapıyı muhafaza etmek gibi geliyor bana. Oysa aileyi korumak; ailenin fertlerinin, yani tüm vatandaşların haklarının korunması, eğitim, sağlık ve güvenlik gibi alanlara erişiminin geliştirilmesi, yoksulluk ve açlık ile mücadele ile olur.
Lubunyalar gibi gerçekdışı, hayali düşmanlar yaratarak toplum huzurunu bozmak yerine tüm toplumun güvenliğini direkt olarak tehdit eden sosyo-ekonomik gerçek sorunlarla mücadele etmek ve nefreti yaygınlaştırmayı bırakmak daha gerçekçi olacaktır. Sanırım bu süreci gerçek sorunların çözümü mümkün olmadığı için yaşıyoruz bugün.
AİLE KAN BAĞIYLA KENDİ KENDİNE OLUŞMUYOR
Ailelerin en çok neye ihtiyacı var? LGBTİ+ karşıtı söylem aileleri nasıl etkiliyor?
Yıllardır ailelere çocuklarının yanında yer alarak, desteklerini, ilgilerini, sevgilerini koruyarak hayat yolculuklarına "gerçek ebeveynler" olarak devam edebileceklerini anlatmaya çalışıyorum.
Ebeveynlik uzun bir tartışma konusu ama "gerçek ebeveynlik" derken; çocuğunu görüp, sevgi ve sorumluluğundan vazgeçmeden, onun varoluşuna ve kendisine desteğini esirgemeyenleri kastediyorum.
Çocuğumuzun en içine bakmaya, onun duygularına, kim olduğuna, ilişkimize, birlikte kurduğumuz hayatımıza ve ailemize, yüzeysel hazır bilgilerle değil de gerçekten bakmaya başladığımızda bence gerçek ebeveynler ve gerçek bir aile oluyoruz.
Mevcut genel siyasetin ele aldığı şekilde sadece kan bağıyla kendi kendine oluşmuyor yani. Karşılıklı sevgi, saygı ve emek ile inşa ediliyor. Bunun ne kadar iyileştirici olduğunu bildiğim için ailelerin ihtiyacının böyle bir ortamı geliştirebilmek olduğunu düşünüyorum.
Aramızda her çevreden aileler var. İktidar partilerine oylarını vermiş, onların tabanını oluşturan aileler, genç-yaşlı ebeveynler, yüksek-düşük eğitimli aileler, dindarlar-dindar olmayanlar. Yani özetle toplumun küçük bir prototipiyiz.
Bir arada, çocuklarımız için dayanışıyor; birbirimizi tanıyarak, güvenerek kurduğumuz ortaklığı yıllardır sürdürüyoruz. Farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak görüyoruz. Birbirimizin varlığının diğerine tehdit olmadığını biliyor, birbirimizi tanıyarak öğreniyoruz. Bu deneyim topluma karşı da güvenimizi artırıyor.
Toplumun büyük bir bölümünün lubunyalarla bir sorunu yok. Lubunyaların komşusu, akrabası, dostu olmanın deneyimini yaşadığının farkında. Bu nedenle bu nefrete ortak olmuyor.
Küçük bir yüzde var ki zaten nefretten besleniyor. İşte biz onların medya ve siyasi gücünün gündemiyle uğraşıyoruz. Aileler, bu gücün kimleri harekete geçireceğinin farkında olduğu için okulda, sokakta, hastanede çocuklarının güvende olamayacağını düşünerek kaygılanıyor, korkuyor.
Bu durum aksine dayanışmamızı, birbirimize olan güvenimizi pekiştiriyor. Çocuklarımızı bilimsel bilgiden uzak, önyargılı bir ortam içinde, korku iklimi yaratmanın bir aracı olarak kullanmak isteyen herkese karşı aileler olarak mücadele etmeye devam edeceğiz.
LUBUNYALIK İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİ
Kısaca şunu da eklemek isterim ki lubunyalık insanlık tarihi kadar eski, bu topraklar dahil dünyanın her yerinde, her dilde, her dinde, her kültürde mevcut olan bir olgu.
Bunu birkaç yıl öncesine kadar toplumun çoğu böyle bilirken, karşı söylemler arttıkça ve eskiye nazaran Batılı medyada neden daha fazla lubunya gördüğünü takip edememiş bazı insanlardaki boşlukları komplo teorileri doldurmaya başladı.
Herkesi vicdanıyla ve bilimsel veriler ışığında bir değerlendirme yapmaya ve son birkaç yıldır neden farklı düşünmeye başladıklarını sorgulamaya davet ediyorum.
Lubunyalığın dış etkenlerle bir ilgisi olmadığını, her doğan çocuktan bir kısmının LGBTİ+ olarak dünyaya geldiği gerçeğini biliyoruz. Yaşayanlara eziyet eden politikaların uygulanmasının bunu değiştirmeyeceğini de biliyor, daha adaletli bir toplum için herkesin desteğini bekliyoruz.
Kaynak: Birgun